+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Atilla İLHAN Köşesi

  1. #1
    Durum : aYKo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2008
    Yaş : 29
    Mesajlar : 9,957
    aYKo is a jewel in the rough aYKo is a jewel in the rough aYKo is a jewel in the rough

    Atilla İLHAN Köşesi





    ALLENDE ALLENDE
    ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden
    gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden

    güneş vurunca parıldar görünmez ayak izleri ki
    beyhude korularda eski bir yaz gezmesinden

    solgun bir gülümseme hani ay büyürken görünür
    aynalarda bırakılmış nice yüz birikintisinden

    artık hiç olmasa da sonbahar penceresinde o
    camların buğulanması her akşam nefesinden

    kimsesiz bahçelerde besbelli yalnız dolaştığı
    rüzgârsız akşamüstleri yaprakların ürpermesinden

    duyulur ardında bıraktığı hayallerin gürültüsü
    sinsi bir deprem gibi camları titretmesinden

    masasına gelip gittiği açıkça anlaşılır
    daktilosu çalışmasa da şeridinin eskimesinden

    durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının
    ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden

    ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan
    kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden


    Atilla İLHAN
    ------------------------------------------------------------------------------------------
    AN GELİR

    an gelir
    paldır küldür yıkılır bulutlar
    gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
    o eski heyecan ölür
    an gelir biter muhabbet
    çalgılar susar heves kalmaz
    şatârâbân ölür

    şarabın gazabından kork
    çünkü fena kırmızıdır
    kan tutar / tutan ölür
    sokaklar kuşatılmış
    karakollar taranır
    yağmurda bir militan ölür

    an gelir
    ömrünün hırsızıdır
    her ölen pişman ölür
    hep yanlış anlaşılmıştır
    hayalleri yasaklanmış
    an gelir şimşek yalar
    masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
    direkler çatırdar yalnızlıktan
    sehpada pir sultan ölür

    son umut kırılmıştır
    kaf dağı'nın ardındaki
    ne selam artık ne sabah
    kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
    evvel zaman içinde
    kalbur saman ölür
    kubbelerde uğuldar bâkî
    çeşmelerden akar sinan
    an gelir
    -lâ ilâhe illallah-
    kanunî süleyman ölür

    görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
    tenhalarında şiir söyleyerek
    kim duysa / korkudan ölür
    -tahrip gücü yüksek-
    saatlı bir bombadır patlar
    an gelir
    attilâ ilhan ölür


    Atilla İLHAN

    -----------------------------------------------------------------------------------

    AYRILIK SEVDAYA DAHİL

    Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
    En görkemli saatinde yıldız alacasının
    Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
    Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
    Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
    Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdanOnu çok arıyorum onu çok arıyorum
    Heryerimde vücudumun ağır yanık sızılarıBir yerlere yıldırım düşüyorum
    Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
    Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
    Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuşTedirgin gülümser
    Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
    Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
    Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
    Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalarGittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
    Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikteYansımalar tutmuş bütün sahili
    Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı varÖyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
    Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahilÇünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
    Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
    Hava ağır toprak ağır yaprak ağırSu tozları yagıyor üstümüze
    Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
    Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanıKaranlık çöktü denize
    Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
    Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
    Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
    Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
    Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
    Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
    Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
    Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı birsevgiliyle
    Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
    İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
    Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
    Tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
    Hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessümZehir zemberek AŞKIMIZ


    Atilla İLHAN


    ------------------------------------------------------------------------------------------

    AYSEL GİT BAŞIMDAN

    Aysel git başımdan
    Ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak, seziyorum
    Hem kötüyüm,
    Karanlığım,
    Biraz çirkinim
    Aysel git başımdan,
    İstemiyorum
    Benim yağmurumda gezinemezsin
    Üşürsün
    Dağıtır gecelerim sarışınlığını
    Hiç bir dakikamı yaşayamazsın
    Aysel git başımdan
    Ben sana göre değilim
    Benim için kirletme aydınlığını
    Hem kötüyüm,
    Karanlığım,
    Biraz çirkinim
    Islığımı denesen hemen düşürürsün
    Gözlerim hızlandırır tenhalığını
    Yanlış şehirlere götürür trenlerim
    Ya ölmek ustalığını kazanırsın
    Ya korku biriktirmek yitisini
    Acılarım iyice bol gelir sana
    Sevincim bir türlü tutmaz sevincini
    Aysel git başımdan
    Ben sana göre değilim
    Ümitsizliğimi olsun anlasana
    Hem kötüyüm,
    Karanlığım,
    Biraz çirkinim
    Sevindiğim anda sen üzülürsün
    Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş
    Uzak yalnızlık limanlarına
    Aykırı bir yolcuyum, dünya geniş
    Büyük bir kulak çınlıyor
    İçimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
    Sakın başka birşey getirme aklına
    Aysel git başımdan
    Ben sana göre değilim
    Ölümüm birden olacak, seziyorum
    Hem kötüyüm,
    Karanlığım,
    Biraz çirkinim
    Aysel git başımdan
    SENİ SEVİYORUM


    Atilla İLHAN


    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    BELA ÇİÇEĞİ

    alsancak garı'na devrildiler
    gece garın saati belâ çiçeği
    hiçbir şeyin farkında değildiler
    kalleş bir titreme aldı erkeği
    elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
    çantasını karısı taşıyordu
    hiç kimse tanımıyordu kimdiler
    gece garın saati belâ çiçeği
    üçüncü mevki bir vagona bindiler
    anlaşıldı erkeğin gideceği
    bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
    bir türlü karısına bakamıyordu
    ayaküstü birer bafra içtiler
    gece garın saati belâ çiçeği
    şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
    karanlık gelmişi geleceği
    birdenbire sapsarı kesildi
    lervagonlar usul usul kımıldıyordu
    sen benim hiçbir şeyimsin
    sen benim hiçbir şeyimsin
    yazdıklarımdan çok daha az
    hiç kimse misin bilmem ki nesin
    lüzumundan fazla beyaz
    sen benim hiçbir şeyimsin
    varlığın yokluğun anlaşılmaz
    galiba eski liman üzerindesin
    nasıl karanlığıma yıldız olmak
    dudaklarınla cama çizdiğin
    en fazla sonbahar otellerinde
    üniversiteli bir kız uykusu bulmak
    yalnızlığı öldüresiye çirkin
    sabaha karşı öldüresiye korkak
    kulağı çabucak telefon zillerinde
    sen benim hiçbir şeyimsin
    hiçbir sevişmek yaşamışlığım
    henüz boş bir roman sahifesinde
    hiç kimse misin bilmem ki nesin
    ne çok çığlıkların silemediği
    zaten yok bir tren penceresinde
    sen benim hiçbir şeyimsin
    yabancı bir şarkı gibi yarım
    yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
    hiç kimse misin bilmem ki nesin
    uykumun arasında çağırdığım
    çocukluk sesimle ağlayarak
    sen benim hiçbir şeyimsin


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    BEN SANA MECBURUM

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski İstanbul mudur
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburun sen yoksun

    sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun

    belki haziran'da mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
    kötü rüzgar saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    BENCE MALUMDUR

    Dikenin kalbime battigi bir sonbahar gunudur
    sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
    bulutlar senin gozlerinin ustunde yururler
    icini kurtlar kemirir bence malumdur
    bugulanmis camlarin arkasinda masmavi yuzun
    senin atesler icinde oldugun bence malumdur
    ellerin muhakkak cocuk elleridir
    hep kimsenin bilmedigi turkuler dusunursun
    onlar neden daima okul turkuleridir
    suleymanciktan bahseder kara toprakta acik
    yesil bir yildiz gibi akip giden suleymanciktan
    ve karinca yuvalarindan bahseder
    isiksiz komursuz karinca yuvalarindan
    gokyuzunde kizil bir hilalin kaydigini gorursun
    sen ansizin gokyuzunde gorunursun gozlerinin rengi
    bence malumdur
    elinde degildir aksam serinliginde usursun
    eylul'den itibaren geceler hazindir uzundur
    sokaklar yorulur uykuya varip gelirler
    sokaklarin ustune bulutlar gelirler
    bulutlarin ustune yildizlarin gozleri gelir
    bir yildiz bir yildizin ardinca gider
    yildizlarin kaybolduklari yer
    bence malumdur
    karanlikta bir seyler kopar dagilir
    uzaktan yabanci sesler duyulur
    sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
    elin hayallerimi dagitir
    bilirsin sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    BİRAZ PARİS

    - 1. place pigalle

    telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
    birdenbire geldi beklemiyordum
    hayli dargın sesi kalın ve titrek
    umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum
    üstelik incittim de istemeyerek
    akşamdı samanyolu patlamıştı
    bütün sacre coeur silme akordeon
    mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum
    ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
    şakakları ter içinde gece saat on
    kibrit aranıyor göğüs geçirerek
    bütün sevgilerinde yanılmıştı
    bir omzuna almış sanki gökyüzünü
    dudakları masmavi alsace lorrain
    yüzü cermenlerin en eski hüznü
    hölderlin bakıyor sisli gözlerinde
    nellerini şöyle okşayacak oldum
    duydum nabzının gök gürültüsünü adı
    yağmur mu akşamüstü mü
    uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
    dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
    gecesi kaydı mı nedense beni arar
    dilinde özürler bilerek bilmeyerek
    zenciler çaldı mı cazın hali başka
    oturduğu yerde içtikçe eksilerek
    barın camlarına ******lar çiziliyor
    özlem büyük korku epeyce şaka
    telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
    birdenbire geldi beklemiyordum
    hanidir içimden bir başkası geçiyor
    gözlerim hanidir ondan uzakta
    hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum


    ATİLLA İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------

    BÖYLE BİR SEVMEK

    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    Azıcık okşasam sanki çocuktular
    Bıraksam korkudan gözleri sislenir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir

    Hayır sanmayın ki beni unuttular
    Hala ara sıra mektupları gelir
    Gerçek değildiler birer umuttular
    Eski bir şarkı belki bir şiir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir

    Yalnızlıklarımda elimden tuttular
    Uzak fısıltıları içimi ürpertir
    Sanki gökyüzünde bir buluttular
    Nereye kayboldular şimdi kim bilir
    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    Böyle bir sevmek görülmemiştir.


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------

    CEBBAR OĞLU MEHEMMED

    kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları
    yücesinde pare pare duman tutmuşdüdüldağ'ın yaylasında mekan kurulur
    hoş gelmişsin evvel baharnisan ayı içinde donanır dağlar
    donanır yeşilinden alındanistasyon deresi kabarmıştırhacıdağ'ın selinden
    dağlar sıra sıradır eylim eylimdağlar uzanır bir uçtan bir uca
    dağlar bir birinden yüceyamaçlarında kireç yakılırbir ömür boyunca kahrı çekilir
    kimse anlamamış sırrını hikmetinibu bereket nereden gelir
    başınızdan duman eksilmesin gavurdağlarısiz hikayet eylediniz bana
    bahçe kazasının kaman köyündencebbar oğlu mehemmed'in hikayesini
    yılların yücesinden şöyle bir seyran edelimbir avuç toprağıma çöreklenmek için
    yürümüş selamsız sabahsızdestursuz girmiş memleketimeyedi çeşit frenk askeri
    uğursuz bir hava çökmüşüstüne memleketiminuğursuz ve karanlık
    çocuklar gülmemiş artıksessiz sessiz ağlamış analaroduna giderken vurulmuş
    ve yahut harman yerindeavuçları buğday kokan delikanlılar
    ve nice gavurdağı kızlarınınbirer birer ırzına geçilmiş
    yalvarmış ihtiyarlar allah'a- rivayet şöyledir kim -dumanlı bir güz akşamı
    şu mor dağlar efendimdestur demiş de yürümüşsilkinip kalkmış ayağa
    gel haberi öteden verelimçıkmış dağlara kendiliğindencebbar oğlu mehemmed
    fransız'a silah çekmişhür yaşamak uğrunaırz uğruna namus uğruna
    ana için baba ve kardeş için şu mübarek topraklarşu mübarek vatan için
    derken efendimbir gün kaman'dan öteuğrun uğrun haber ulaşmış
    urfa'nın antep'in köylerinegözü kanlı maraş beylerine cebbar oğlu mehemmed
    burcu burcu çam kokan bir yaz akşamıomuz vermiş bir ağaç gölgesine
    usul usul türkü söylüyor - hasret kuşun kanadında
    deli kuşlar uçun gayrı
    yazımız böyle yazılmış
    bu diyardan göçün gayrı -kirveleri durdu ve süleyman
    on sekiz adım gerisindeşahin gibi tünemişler kayaların üstüne
    avuçları sıcak bakışları ok gibideliyor her dokunduğu yeri
    biri doğuya bakıyor diğeri batıya iptida durdu görüyor geleni
    yel midir toz mudur anlamıyorlakin bıyıkları terlemedençeteci olan garip ökkeş
    çok geçmeden getiriyor haberitabur tabur üstümüze varıyor
    düşman yola çıktı savranlı'dan hemen mevzie sokuldu mehemmed
    yanıbaşında durdu ve gerisinde süleymançeteler yer tutup pusu kurdular
    kanlı geçit boyunadüşman yanaşırken kaman köyünebekletmeden yaylım ateşi açıldı
    mermi kurşun yağmur gibi saçıldıilk seferinde on beş kişi vurdular
    ve bir hayli düşman kırdılaryamaçlarda koptu kızılca kıyamet
    cesaretlerine söz yoktu amaneyleyip nitsinler düşman daha çoktu
    düştü birer birer bütün yiğitlergürültüler boğazda sustu nihayet
    demek diz üstü düşmüş mehemmedkirvesi durdu'nun yanıbaşınakanlar akar yarasından
    al al olmuş çevresinden köpük köpük gözlerini doldurur
    bir başına mehemmed yedi düşman öldürürmavzerinin namlusu hala sıcaktutulmaz
    ölümün derdi büyük yiğenimçare bulunmaz aynı akşam doğurmuş karısı döne
    mavi gözlü bir çocuk sarışınbir avuç toprak sarmışlar altına
    ve kemal koymuşlar adını


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    CİNAYET SAATİ

    haliç'te bir vapuru vurdular dört kişidemirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    dört bıçak çekip vurdular dört kişi
    yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu
    deli cafer ismail tayfur ve
    şaşımaktulün onbeş yıllık arkadaşı
    üçü kamarot öteki aşçıbaşı
    dört bıçak çekip vurdular dört kişi
    cinayeti kör bir kayıkçı gördü
    ben gördüm kulaklarım gördü
    vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
    hiç biriniz orada yoktunuz
    demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
    on üç damla gözyaşını saydım
    allahına kitabına sövüp saydım
    şafak nabız gibi atıyordu
    sarhoştum kasımpaşa'daydım
    hiç biriniz orada yoktunuz
    haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    polis katilleri arıyordu
    deli cafer ismail tayfur ve şaşı
    üzerime yüklediler bu işi
    sarhoştum kasımpaşa'daydım
    vapuru onlar vurdu ben vurmadım
    cinayeti kör bir kayıkçı gördü
    ben vursam kendimi vuracaktım


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------

    CİNNET ÇARŞISI

    4. sirkeci garpalas 32

    elektrik çiçekleri açıldı mı sayaç dönüyor
    ben de dönüyorum sirkeci garpalas 32
    birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
    hangisini açsam birkaç satır daha yalnızım
    çocukluk serüvenlerim tüccar horn filmindeki
    hangi kız yüzüme baksa mutlaka parasızım
    yıldız falımda yolculuk görünüyor
    benim için bir şey yapın suçlu değilim ki
    kimin kapısını çalsam elini tutacak olsamkendiliğinden atıyor bütün sigortalar
    şehrin bütün ışıkları bir anda sönüyor
    ben de sönüyorum sirkeci garpalas 32
    birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
    yine bir radyo ıslığı sızıyor kulaklarıma
    şimdi baylan'a gitsem hiç kimseyi bulamam
    iki kırk beş seansı başladı üstelik yağmur
    yoksa seni içim sıra çok mu hızlı yaşadım
    uzak olduğumuz halde ne oldu bilmiyorum
    aramızda her şey bitti artık gelmesen de olur
    bana yazmasan da olur seni hiç sevmiyorum
    halbuki gelip gelip rüyalarıma giriyor
    o çocuk yüzlü siyah trençkotlu kadınaylardır bir plak arayan sayanora ismindeki
    onu yüksekkaldırım'da akşamları görüyorum
    siyah bir lale gibi yorgun boynu bükük
    yarı yarıya yabancı yarıdan fazla uykusuz
    kim olduğumu bilmiyor ne yaptığını bilmiyor
    bir vitrin aydınlığında gizlice bakışıyoruz
    rahmaninof'un piyano konçertosu saat dokuz
    nargile meraklısı kadınlar emirgân'da tek tük
    yine her satır başında vlaminck'e dönüyorum
    yırtıcı bir kuş gibi yalnız bulutlar içindeki
    ne kadar ampul varsa beyoğlu'nda kör kütük
    kirli bir sis ıslak elleriyle hepsini örtüyor
    yine konyak sarısı yumuşak bir sonbahar
    herkes ümitsizliğini sırtlamış evine götürüyor
    ben de götürüyorum sirkeci garpalas 32birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
    nerdesin inge nerdesin nerede değilsin ki


    Atilla İLHAN


    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    ÇAY SAATİ


    ceragan sarayi'ndan buyukdere'ye
    usumek sonbaharinda eski cinarlarin
    uzadigi yerlerde gizlice aksamlarin
    baslayip adeta kendini dinlemeye
    kafeslerin ardinda bol gozlu bir kadin
    ansizin giydirilmis ipek feraceye
    bir cay yalnizligi emirgan'dan oteye
    degdikce isindigi yaldizli bardagin
    nedim'den yansimasi tatyos efendi'ye
    tenha bir genc kiz sesiyle hicazkar'in
    kuytularda curudugu bagdadi yalilarin
    yorgun sarmasiklariyla sarkmis bahceye
    soguk kuslar gibi dagilir bogazda
    ruzgarin getirdigi donuk bir yagmur pusu
    istinye'de gemilerin karanlik uykusu
    kirik direkleriyle dalgin ve hasta
    birden icimi kaplayan olum korkusu
    selam verilince mechul bir namazda
    gazali'yse biraz mevlana biraz da
    kubbenin altindaki divan ugultusu
    'seref' vapurundan en kirli beyazda
    yuzlerce harbiyeli surgun yolcusu
    havada bir asilmis adam kokusu
    istanbul jonturkleri huzzam bir yasta
    yankilariyla telasli geceleri bebek'ten
    motorlarin tasiyip o kadar bitiremedigi
    en yilgin sonbahar benim gozlerimdeki
    cok daha dumanli mutareke gunlerinden
    alaturka saat kacta ikinci to"mbeki
    miralay sadik beyin nargilesinden
    dem cekip kumrular gibi sebilleri senlendiren
    osmanli sehpalarinin golgesindeki
    emirgan'da acilasmak koyu bir semaverden
    caylar gibi kararip kac defalarca eski
    bir siir uzuntusuyle museddes bicimindeki
    coktan unutulmus kilitli defterlerden

    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    DUVAR

    ben bir duvarım hiç güneş görmedim
    sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
    yüzümüz benek benek tahta kurusundan
    ve sinemiz baştanbaşa ak üstünde karalar
    - kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
    - sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan-
    dilim dilim sırtımdaki yaralar
    ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
    biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
    bizim kucağımız terkedilmiş bir
    yatak gibi kirli soğuk
    ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar
    yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
    o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
    gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
    adeta birdenbire aydınlandı zindan
    onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
    sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
    ve omuzlarında delikanlı gölgesi
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    o sırtüstü yatağında yatardı
    sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
    bir sana bakardı bir bana bakardı
    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
    sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlaktarlaların yüzü gülmüş
    işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
    ah işte annesi annesi sevgilisi
    işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
    işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    bizim kucağımız terkedilmiş bir
    yatak gibi kirli soğuk
    o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
    çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
    biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
    onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
    kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
    onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil getirirler vururlar biz öyle dururuz
    yağmurlar gözyaşı bulutlar mendilelimizden ne geldi de yapmadık
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
    yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
    şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
    ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
    siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
    bulutlar eğilip alnının terini sildiler
    ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler
    o düştü biz yine ayakta kaldıkhalbuki
    ne kadar yorgunuz
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar
    değil
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
    - bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
    kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmıştır.-


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    ELDE VAR HÜZÜN

    söyleşirevvelce biz bu tenhalarda ziyade gülüşürdük
    pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
    ne meseller söylerdi mercan köz nargileler zamanlar değişti
    ayrılık girdi araya
    hicrana düştük bugün ah nerde gençliğimiz
    sahilde savruluşları başıboş dalgalarınyeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
    elde var hüzün o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
    çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılmasısırılsıklam âşık incesaz
    kadehlerin mehtaba kaldırılması adeta düğün
    hayat zamanda iz bırakmazbir boşluğa düşersin bir boşluktan
    birikip yeniden sıçramak için elde var hüzün


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    ELİMDEN GELEN BU

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor
    Birisi seni her an bırakıp gittiğim
    Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
    Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
    Gözlerine kirli bir bulut getirdim
    Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
    Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
    Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
    Öbürü en içten çağrını işitmiyor
    Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
    Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

    Elimden gelen bu ben iki kişiyim
    İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
    Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
    Birisi yeni baştan serüvene başlamış
    Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
    Çoğalmak neyse ne azalmak zor


    Atilla İLHAN
    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    EMİRGAN'DA ÇAY SAATİ

    çerağân sarayı'ndan büyükdere'yeüşümek sonbaharında eski çınarların
    uzadığı yerde gizlice akşamların
    başlayıp adetâ kendini dinlemeye
    kafeslerin ardında bol gözlü bir kadınansızın giydirilmiş ipek ferâceye
    bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye
    değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
    nedîm'den yansıması tatyos efendi'yetenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr'ın
    kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların
    yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye
    soğuk kuşlar gibi dağılır boğazdarüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu
    istinye'de gemilerin karanlık uykusu
    kırık direkleriyle dalgın ve hasta
    birden içimi kaplayan ölüm korkususelâm verilince meçhul bir namazda
    gâzâli'yse biraz mevlânâ biraz da
    kubbenin altındaki divan uğultusu
    'şeref' vapurundan en kirli beyazdayüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
    havada bir asılmış adam kokusu
    istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta
    yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek'ten
    motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
    en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
    çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
    alaturka saat kaçta ikinci tömbekimiralay sadık bey'in nargilesinden
    dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
    osmanlı sehpâların gölgesindeki
    emirgân'da acılaşmak koyu bir semâverdençaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
    bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
    çoktan unutulmuş kilitli defterlerden


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    HER ŞEYİ BİLMEK İSTEMEK

    O kitabı da okudum bitirdim
    Hani o genç kızın beni unuttuğu
    Bir ara fena halde fikrindeydim
    Dudağındaki nem gözündeki buğu
    Durmadan hayal değiştiriyorduk
    Çetrefil bir hayat herkesin koktuğu
    Kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
    Yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu
    Erteleyip durduk suç ortaklığımızı.
    Asıl mutluluğun içinde bulunduğu
    Bazı ben yanlıştım o yanlıştı bazı
    Çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu
    Yanıldığımız herşeyi birden istemekti
    İsteği gerçekleştirmez isteğin yorgunluğu
    İhtiyaç başka bir boyuta geçmekti
    Devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu
    Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
    Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
    Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
    Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    İSTANBUL AĞRISI

    kanatları parça parça bu ağustos geceleriyıldızlar kaynarken
    şangır şungur ayaklarımın dibine dökülensen
    eğer yine istanbul'san
    yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
    pançak pançak şiirler tüküreceğim
    demek yine ben
    limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
    kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
    yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkılarımavi asfaltlara çökmüş
    diz bağlıyor eğer sen yine istanbul'san
    kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
    sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
    intihar dumanları içindeki haydarpaşa'dananadolu üstlerine bakıp bakıpağlayan
    sen eğer yine istanbul'sanaldanmıyorsam
    yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadaryine senin emrindeyimutanmasam
    gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
    kendimi yani şu bildiğin attila ilhan'ı
    zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
    tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
    imtihan çığlğkları yükseliyor üniversite'den
    tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
    direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor
    ulan istanbul sen misinsenin ellerin mi bu eller
    ulan bu gemiler senin gemilerin miminarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
    liman liman götürenulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
    akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
    neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyorantenlerindenneden
    peki istanbul ya benya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
    gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbasya benim kahrımya senin ağrın
    ağır kabalarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
    çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
    burgu burgu içime boşalttığın
    o senin ağrıno senin eğer sen yine istanbul'sanyanılmıyorsam
    koltuğunun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
    sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerinesatır satır okumak istediğim

    sen
    eğer yine istanbul'san
    eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
    ulan yine sen kazandın istanbulsen kazandın ben yenildim
    kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadaryine emrindeyim
    ölsem yalnızkalsam cüzdanım kaybolsa
    parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
    hiç bir gün hiç bir postacı kapımı çalmasayanılmıyorsam
    sen eğer yine istanbul'sansenin ıslıklarınsa saplanan bu ıslıklar
    gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
    bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
    ulan bunu sen de bilirsin istanbul
    kaç kere yazdım kimbilirkaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
    1949 eylül'ünde birader mırç ve ben
    sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
    sana taptık ulan unuttun musana taptık


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    İSTANBUL AĞRISI

    kanatlari parca parca bu agustos geceleri
    yildizlar kaynarken
    sangir sungur ayaklarimin dibine dokulen
    sen
    eger yine istanbul'san
    yine kan kopuklu cehennem sarmasiklari buyutecegim

    pancak pancak siirler tukurecegim
    demek yine ben
    limandaki direkler ormaninda butun bandiralar ayaklaniyor
    kapi onlerinde boyunlarini bukmus tek tek kafiyeler
    yahudi sokaklarini aydinlatan telaviv sarkilari
    mavi asfaltlara cokmus
    diz bagliyor
    eger sen yine istanbul'san
    kirli dudaklarini bulut bulut dudaklarima uzatan
    sirkeci gari'nda tren cigliklariyle bicaklanip
    intihar dumanlari icindeki haydarpasa'dan
    anadolu ustlerine bakip bakip
    aglayan
    sen eger yine istanbul'san
    aldanmiyorsam
    yakalari karanfilli ****ler eger beni aldatmiyorsa
    kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
    yine senin emrindeyim
    utanmasam
    gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
    kendimi yani su bildigim atilla ilhan'i
    zehirleyebilirim

    sonbahar karanliklari tuttu tutacak
    tarlabasi pansiyonlarinda bekarlar bugulaniyor
    imtihan cigliklari yukseliyor universite'den
    tophane iskelesi'nde diesel kamyonlari sarhos
    direksiyonlarinin koynuna girmis bickin soforler
    uykusuz dalgalaniyor

    ulan istanbul sen misin
    senin ellerin mi bu eller
    ulan bu gemiler senin gemilerin mi
    minarelerini kurdan gibi dislerinin arasinda
    liman liman goturen
    ulan bu mazot tukuren bu dovmeli gemiler senin mi
    aksamlar yassildikca neden boyle devlesiyorlar
    neden durmaksizin imdat kivilcimlari fiskiriyor
    antenlerinden
    neden
    peki istanbul ya ben
    ya misralarini dort renkli duvar afisleri gibi boy boy
    gumruk duvarlarina yapistiran yolcu abbas
    ya benim kahrim
    ya senin agrin
    agir kabaralarinla uykularimi ezerek deliksiz yasattigin
    caresiz zehirle kusan cilgin bir yilan gibi
    burgu burgu icime bosalttigin
    o senin agrin
    o senin

    eger sen yine istanbul'san
    yanilmiyorsam
    koltugumun altinda eski bir kitap diye goturmek istedigim
    sicilyali balikcilara marsilyali dok iscilerine
    satir satir okumak istedigim
    sen
    eger yine istanbul'san
    eger senin agrinsa igneli besik gibi her tarafimda hissettigim

    ulan yine sen kazandin istanbul
    sen kazandin ben yenildim
    kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
    yine emrindeyim
    olsem yalniz kalsam cuzdanim kaybolsa
    parasiz kalsam tenhalarda kalsam carpilsam
    hic bir gun hicbir postaci kapimi calmasa
    yanilmiyorsam
    sen eger yine istanbul'san
    senin isliklarinsa kulaklarima saplanan bu isliklar
    gozbebeklerimde gezegenler gibi donen yalnizligimdan
    bir tekmede kapilarini kirip ciktim demektir

    ulan bunu sen de bilirsin istanbul
    kac kere yazdim kimbilir
    kac kere kirpiklerimiz kasaturalara donmus diken diken
    1949 eylul'unde birader mirc ve ben
    sokaklarinda mohikanlar gibi ates yaktik
    sana taptik ulan
    unuttun mu
    sana taptik


    Atilla İLHAN

    -----------------------------------------------------------------------------------
    KADINLAR HAVASI

    bir sen değilsin ki zeliha da varzeliha'nın çığlık çığlık doğurmuşluğu
    bir baş soğan gibi kırılmışlığı
    ümmühan da var bir sen değilsin ki
    ardemis'in kan kırmızı sarhoşluğu
    sonra melâhat'ın kahrolmuşluğu
    bir sen değilsin ki başkaları da varnehir uğultularıyla içimi dolduran
    başımı döndüren yüzümü güldüren
    memleketimin bereketli kadınları
    kimileri ısparta'da halı dokuyor
    larelleriyle uykularını dokuyorlar
    bir hasene yayık dövüyorbir rüzgâr hasene'yi dövüyor
    zeynep yakasına çiçek takıyorhafız hanım mevlüt okuyor
    kimileri dersen yorgan kaplıyorlar
    kimileri eğilmiş üzüm topluyorlar
    hiçbir hallerine kusur bulamıyorum
    uyurken açılsam üstümü örtüyorlar
    elimi yıkasam havlu tutuyorlar
    isimlerini bir bir çıkaramıyorum
    memleketimin bereketli kadınları
    gözyaşına ekmek bandığınız cevriye'dir
    beyaz beyaz ağlaması bilmem niyedirbilsem niye kimileri odun indiriyorlar
    yüzlerini kıble'ye dönüyorlar
    bir türlü yanlarına varamıyorum
    hatice nasipsiz keçisini sağıyor
    huysuz ağa hatice'yi sağıyor
    zühre hatice'den sıtmalı doğuyor
    bunda bir iş var soramıyorum
    memleketimin bereketli kadınları


    Atilla İLHAN

    -----------------------------------------------------------------------------------
    KİM KALDI
    silah atılmıyor
    güvercin şakırtısıdır
    şafakta yaldızlanan
    şadırvanda su
    ıhlamurlarda ezan
    görkemli bir namaz uğultusu
    heyhat
    hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldıternalar sustu
    sürahiler tenhatek kibrit çakılmıyor
    kim kaldı eski selanik'tenla

    kim kaldı ittihat ve terakki'den
    o jöntürkler ki - `hariçtenevrak-ı muzırra celbederlerdi' -
    o fedailer ki barut öksürürler
    sakal tıraşları mavikırmızı bıyıkları biber
    kim kaldımüdafaa-i hukuk cemiyeti'ndenavcı ceketikörüklu çizmeastragan kalpak
    bazen `ittihatçı'hafif `iştirakiyun'öfkeli kaşları salkım saçak
    kumral bıyıkları mahzunhani felaket tütün içerlerceplerinde idam fermanları
    bellerinde Söğüt yaprağı bıçakya millet meclisi'nde meb'us
    ya kuva-yi seyyarede askerkadehlerde rakınazlı beyaz
    vaniköy korusunun `teşrinler'deki s
    isigramofonda incesazmeyhane musikisi
    o şenliklerden heyhat kim kaldıezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
    keman yanlış anlaşılmasından tedirginutlar vahim sorular soruyor
    öldü nazım samilof sarı mustafa
    yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
    eski bolşeviklerden kim kaldı


    Atilla İLHAN

    -----------------------------------------------------------------------------------

    KİM O?

    kapının ziliyle sıçradım
    gecenin saat üçü
    açtım baktım
    kimseler yok

    zili duyduğum kesin
    birisi çalmış olmalı
    gelen yoksa ben miyim
    kırk yıl daha genç
    polisten bırakmışlar




    Atilla İLHAN


    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    KİMİ SEVSEM SENSİN

    Kimi sevsem senin/ hayret
    Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
    Gözleri maviyken yaprak yeşili
    Senin sesinle konuşuyor elbet
    Yarım bakışları o kadar tehlkeli
    Senin sigaranı senin gibi içi
    yor
    Kimi sevsem sensin/ hayret
    Senden nedense vazgeçlemiyor


    Herşeyi terk ettim/ ne aşk ne şehvet
    Sarışın başladığım esmer bitiyor
    Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
    Dudakları keskin kırmızı jilet
    Bir belaya çattık/ nasıl bitrmeli
    Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
    Kimi sevsem sensin/ hayret
    Kapıların kapalı girilemiyor


    Kimi sevsem sensin/ senden ibaret
    Hepsini senin adınla çağırıyorum
    Arkamdan şımarık gülüşüyorlar
    Getirdikleri yağmur/ sende unuttuğum
    Hani o sımsıcak iri çekirdekli
    Senin gibi vahşi öpüşüyorlar
    Kimi sevsem sensin/ hayret
    in misin cin misin anlamıyorum


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    KİRLİ YÜZLÜ MELEKLER

    sayende sayeban olduk istanbul şehri
    sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
    yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
    ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizisaplanıp hançer misâli bir hilâl
    sokaklar serseri biz serseri
    yüksekkaldırım da
    bir cezayir şarkısını dile getirdi plâklar
    cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
    sinemalar neredeyse boşalacaklar vay anam vaysen ne dersin istanbul
    sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
    kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı
    sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
    yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
    yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
    kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayattan
    hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
    geceler serseri biz serseri
    karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
    gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta ellerikırılmış kavala dönmüşüz
    sen söyle serseriler kralı istanbulsen söyle iki gözüm
    hangi merhem çâredir şu bizim yaramıza
    yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
    elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
    meydanlar serseri biz serseri
    sağımız sefalet solumuz ölümişte geldik gidiyoruzkahrolasın
    kahrolasın istanbul şehri


    Atilla İLHAN
    ------------------------------------------------------------------------------------------
    ---MARİA MİSSAKİAN


    yüksekkaldırım'da bir akşam
    maria missakian'ı düşündüm
    eğer kendimi bıraksam
    yağmur olabilirdim yağardım kasım'da
    bir çınar olurdum
    yaprak yaprak dökülürdüm
    kalbimi sıkı tutmasam döküp saçıp boşaltsam
    içimde yükselen şiiri
    kaldırımlara döküp harcasam
    gözleri balıkçıl gözleri
    dudaklarında tutup rüzgarı
    maria missakian adında biri
    gelse göğsüne kapansam gece gölgesine sokulsam
    gökyüzünde bulutlar büyüseler
    yağmuru dinlesem anlatsam
    şimşekler kırılıp dökülseler
    bizi sokoklarda bıraksalar
    leylekler üşüyüp gitseler
    dönüp arkalarına bakmadan
    yine akşam oldu attilâ ilhan
    üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
    belki paris'te maria missakian
    avuçlarında bir çarmıh acısı
    gizlice bir sefalet gecesi
    çocuğunu boğarmış gibi boğup
    paris'isana kaçmayı tasarlar her akşam


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    MUHAYYER

    önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
    ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
    söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
    o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
    ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
    bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
    çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
    büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
    bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
    ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
    üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
    çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
    gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
    birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
    ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    MUSTAFA KEMAL

    dağ başını efkâr almış
    gümüş dere durmaz ağlar
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim
    ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
    ağlar ağlar cihan ağlar
    mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
    altmış üç ilimiz altmış üç yetim
    yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
    her geçen seni bizden parça parça götürür

    mustafa'm mustafa kemal'im diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
    sakarya'nın suları nâmın söyleşir
    hemşehrim sakarya öksüz sakarya
    ankara'dan uçan kuşlarkemal'im
    der günler günü çağrışır
    kahrolur bulutlara karışır
    gök bulut yaşmak bulut
    uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
    divan durmuş bekleşir
    mustafa'm mustafa kemal'im nasıl
    böyle varıp geldin hoşgeldin

    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
    şol yüzünde güneş südü sıcaklık
    ellerinden öperim mustafa kemal
    senin dalın yaprağın biz senin fidanların
    biz bunları yapmadıksen elbette
    bilirsin bilirsin mustafa kemal
    elsiz ayaksız bir yeşil yılan
    yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
    hani bir vakitler kubilay'ı
    kestilerçün buyurdun kesenleri astılar
    sen uyudun asılanlar dirildi
    mustafa'm mustafa kemal'im


    Atilla İLHAN


    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    NASIL BİR SEVDAYSA..

    Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
    Sen yalnızlığıma varır varmaz
    Az sonra yağmuru durduracaklar
    Rüzgarı değiştirdim
    Ustura ağzı poyraz
    Yok canım yıldızları unutmadık
    Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
    Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
    Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
    Senin için olduğu asla bilinmeyecek
    Yapraklarını birden dökecek dutlar
    Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
    Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
    Ayak bastığın an şehir de değişebilir
    Yoksa Moskova'mı
    Belki Berlin belki Dakar
    Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu
    İzmirKörfez'de şerefine donatılmış vapurlar
    Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
    Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
    Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
    Dudaklarımızda birbirimizden mısralar


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------

    O SÖZLER Kİ

    o sözler ki acıdır mapusane avlularında
    demirli kırbaçlar gibi şaklaro sözler ki sırasında
    çiçek açmış bir nar ağacıdır dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
    sırasında gizemli bıçaklar o sözler ki
    imgelem sonsuzluğunun ateşten gülüdürler
    kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürlero sözler ki kalbimizin üstünde
    dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız
    o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan uğrunda asılırız


    Atilla İLHAN


    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    PİA

    ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
    ellerini bir tutsam ölsem
    böyle uzak uzak seslenmese
    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    otelleri bomboş bulmasam
    içlenip buzlu bir kadeh gibi
    buğulanıp buğulanıp durmasam
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    çocuklar pia'yı görseler
    bana haber salsalar bilsem
    içimi büsbütün yıldız basar
    bir hançer gibi çıkıp giderdim

    ben bir şehre geldiğim vakit
    o başka bir şehre gitmese
    singapur yolunda demeseler
    bana bunu yapmasalar yorgunum
    üstelik parasızım pasaportsuzum
    ne olur sabaha karşı rıhtımda
    seslendiğini duysam pia'nın
    sırtında yoksul bir yağmurluk
    çocuk gözleri büyük büyük
    üşümüş ürpermiş soluk
    ellerini tutabilsem pia'nın
    ölsem eksiksiz ölürdüm



    Atilla İLHAN


    ----------------------------------------------------------------------------------------------

    RAST'ZENCİ' PEŞREVİ Yazdır
    -4.

    Sunturlu Bir Karanlık dudakları ateş aldı narçiçeği
    sonra tırnakları dikenli alevyer gök yangın sıcağı sarışın
    gümüş bir çil lira parlaklığışehveti kristal gibi tınlıyor
    sunturlu bir karanlık edinmelitaşkömürü siyahlığında bir gece
    niye zenci bir herif olmasın
    bıyıkları masmavi mıknatıslanmış
    duman fışkırıyor erkekliğinden
    o kadar acıkmıştır ki aydınlığı
    doyurmaya bir gece yetmeyecek
    birkaç zenciyi kolayca içerebilir
    gözeneklerinden sızmalı karanlık
    bütün deliklerinden içine dolmalı
    'Ayıp resimler' bölümünden...
    -5.

    epeyce yaşlı hantalca biraz
    kapılardan sığmaz erkek güzeli kadınomuzları geniştir bilekleri kalın
    gülmesi ısırmayı andırıyor ensesi tıraşlı
    kül rengi saçlarını 'erkek' kestirmiştir sık sık
    arkaya tarıyor balkonda rakı sofrası her akşam
    eski hovardalar gibi 'ahkâmla içer'felekten kâm alıyor'
    radyoda hüzzam faslı çamlıca'da mehtap
    tamamarasıra çok fena dalıyor
    cıgara paketinin arkasına hesap aybaşında emlak vergisi
    hisar'daki arsaya ne verirler
    bekir'e yaş günü hediyesi
    bakkala hesap
    beşer biner kıvırcıkgece mavisi kirpikler
    bunlar göz müdür göl yansıması mı kadın güzeli erkek
    gizli aynalarda kaşlarını alıyor
    her defasında incelterekbulutlarda kaçıcı bir ışık mıdır
    şüpheli bir erkekliğe karışması mı tehlikeli bir kadınlığın
    zehirli bir sarmaşık mıdır yaprakları nemli
    salyası yapışkan bir türlü tutamadığın
    erkek güzeli kadın kadın güzeli erkekdibinde fosforlu bir karanlığın
    sabahlara kadar boğuluyorlar nefes nefese sevişerek


    Atilla İLHAN


    -----------------------------------------------------------------------------------------------
    RÜZGAR GÜLÜ

    önümden çekilirsen istanbul görünecek
    nerede olduğumu bileceğim
    sisler utanacak eğilecek
    ağzının ucundan öpeceğim
    saçına kalbimi takacağım
    avcunda bir şiir büyüyecek
    nerede olduğumu bileceğim
    bu çıplak geceler yok mu
    bu plak böyle ağlamıyor mucamları
    kırmak içten değil
    delirecek miyim neyim
    kirpiklerimden mısra dökülüyor
    kenya'da simsiyah yalnızım
    yoksul bir şilepte gemiciyim
    malezya'da yük bekliyorum
    önümden çekilirsen istanbul
    görüneceknerede olduğumu bileceğim
    gözlerini söndürme muhtacım
    ben senin aydınlığına muhtacım
    yepyeni bir ilkbahar harcayıp
    bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
    rüzgar gülünü arayacağım
    oran'da pernanbouc'ta tombuktu'da
    vinçler yine aksamlari indirecekler
    yine karanlığa bulaşacağım
    gözlerin rüzgarda savrulacak
    ikimiz iki sap buğday olsak
    sen benim olsan ben senin olsam
    bir gece vakti aklına gelsem
    uykunu tutsam bırakmasam
    seni kucaklasam kucaklasam
    birbirimizin kalbini dinlesek
    dünyanın kalbini dinlesek
    büyük ateşler yaksalar
    iki güvercin uçursalar
    nerede olduğumuzu bilsek


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    SANA NE YAPTILAR

    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    söyle ne içersin çay mı kahve mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım saçların gönlümüz şenlenirde sarışınlığından
    onlar mı kestiler sen mi kısalttın
    gülerdin içimize aylar doğardı
    görünmez dağların arkasından
    eski gülümsemeni beyhude arardım
    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım bir çay içer misin yoksa kahve miuzundu omuzlarına akardı

    kibritim yok demek cıgaraya başladın
    ellerin de titriyor bir şeyin mi var
    böyle bir kız değildin sen eskiden
    sana ne yaptılar sana ne yaptılar
    kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    çok değişmişsin birden tanıyamadım


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    SİSLER BULVARI

    elinin arkasında güneş duruyordu
    aylardan kasımdı üşüyorduk
    ağacın biri bulvarda ölüyordu
    şehrin camları kaygısız gülüyordu
    her köşe başında öpüşüyorduk
    sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
    omuzlarımıza çoktan çökmüştü
    kesik birer kol gibi yalnızdık
    dağlarda ateşler yanmıyordu
    deniz fenerleri sönmüştü
    birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim
    sokak lambaları öksürüyordu
    yukarda bulutlar yürüyordu
    terkedilmiş bir çocuk gibiydim
    dokunsanız ağlayacaktım
    yenikapı'da bir tren vardı
    sisler bulvarı'nda öleceğim
    sol kasığımdan vuracaklar
    bulvar durağında düşeceğim
    gözlüklerim kırılacaklarsen rüyasını göreceksinçığlık çığlığa uyanacaksın
    sabah kapını çalacaklar
    elinden tutup getirecekler
    beni görünce taş kesileceksin
    ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
    sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
    ıslak kaldırımlar parlıyordu
    durup dururken gözlerim dalıyordu
    bir bardak şarapda kayboluyordum
    gece bekçilerine saati soruyordum
    evime gitmekten korkuyordum
    sisler boğazıma sarılmışlardı
    bir gemi beni afrika'ya götürecek
    ismi bilmiyorum ne olacak
    kazablanka'da bir gün kalacağım
    sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
    kırmızı melek şarkısından bir
    satırlodos'tan bir satır yağmur'dan iki
    senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
    seni hatırlatanın çenesini kıracağım
    limanda vapurlar uğuldayacak
    sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
    ağaçları yatıyordu yoksuldu
    bütün yaprakları sararmıştı
    bütün bir sonbahar ağlamıştı
    ağlayan sanki istanbul'du
    öl desen belki ölecektim
    içimde biber gibi bir kahır
    bütün şiirlerimi yakacaktım
    yalnızlık bana dokunuyordu
    eğer sisler bulvarı olmasa
    eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
    sabah ezanında yağmur yağmasa
    şüphesiz bir delilik yapardım
    hiç kimse beni anlıyamazdı
    on beş sene hüküm giyerdim
    dördüncü yılında kaçardım
    belki kaçarken vururlardı
    sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
    sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
    yağmurun altında yalnızım
    ağzım elim yüzüm ıslanıyor
    tren düdükleri iç içe giriyor
    laraklımı fikrimi çeliyorlar
    aksaray'da ışıklar yanıyorsisler bulvarı ayaklanıyorartık kalbimi susturamıyorum


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    SULTAN-I YEGAH

    şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
    başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
    nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
    gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
    başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
    yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
    bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
    eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
    ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
    başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
    bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
    çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
    su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasakbelki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
    başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    ŞEYN BEDREDDİN-İ SİMAVİ'YE GAZEL

    varsa devran içinde devran bu devranın devranıyız biz
    o canlar ki cananından taşra düşmüştür cananıyız biz gönül mahzun
    ay karanlık yıldızlar gözden nihan olsa da
    arşı ferşi ışıktan titretecek bir aydınlık imkanıyız biz
    ince bir yağmura gerçi asılmıştır -serez'in esnaf çarşısı'nda-
    uzadıkça uzar gölgesi darağacından o asırdan bu asıra
    şeyh bedreddin-i simavi'nin elhak/devamıyız biz
    geçer mermi ıslıklarıyla / tek tek vurduğunu dağıtan
    sunturlu mısralar rediflerin gümbürtüsü akla ziyan
    tantanalı bir kavganın demek gazelhanıyız biz tohum ağaç ve orman
    ölümün içerdiği hayat buhara inkılap eden su
    -iriş dede sultanım iriş- gün bu gün saat bu saat
    diyalektiğin fermanıyız biz


    Atilla İLHAN


    ---------------------------------------------------------------------------------------------

    salı gecesi /
    kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
    hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
    kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
    kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
    insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı
    daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
    didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
    küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
    kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
    bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı
    gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
    seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
    çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
    ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
    gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı
    görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
    uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
    tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
    hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
    ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı duruşma arası
    ( o varsa kırılır buzlu camları kışınanlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
    gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
    acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın
    yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
    yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
    eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
    ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    ÜÇÜNCÜ SAHSIN ŞİİRİ

    Gözlerin gözlerime değince
    Felaketin olur ağlardım
    Beni sevmiyordu bilirdim
    Bir sevdiğin vardı duyardım
    Çöp gibi bir oğlan ipince
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Ne vakit karşımda görsem,
    Öldüreceğimden korkardım,
    Felaketin olur ağlardım.

    Ne vakit Maçka’dan geçsem
    Limanda hep gemiler olurdu
    Ağaçlar kuş gibi gülerdi
    Bir rüzgar aklımı alırdı
    Sessizce bir cigara yakardın
    Parmaklarımın ucunu yakardın
    Kirpiklerini eğerdin bakardın
    Üşürdüm içim ürperirdi
    Felaketim olurdu ağlardım.

    Akşamlar bir roman gibi biterdi
    Jezabel kan içinde yatardı
    Limandan bir gemi giderdi
    Sen kalkıp ona giderdin
    Benzin mum gibi giderdin
    Sabaha kadar kalırdın
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Güldü mü cenazeye benzerdi
    Hele seni kollarına aldı mı
    Felaketim olurdu ağlardım.


    Atilla İLHAN

    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    WALDORF ASTORİA

    kadınsa kadın doktor spiedelldudakları kalın buğulu
    üstüne yoktur linda'nın doktor spiedellbenim linda'nın (bir içim su)
    karanlıkta cıgara içiyor doktor spiedell şehvetli tembel
    uykulu ah doktor spiedell siz yok musunuz
    neden durumu anlamıyorsunuzorta doğu'dan vazgeçin diyorum size
    zaten alışverişi nedir orta doğu'nungüney doğu asya'yı alsanız elinize
    ah doktor spiedell ne işler çevrilirhaksızlık neresinde bunun
    müzikse müzik doktor spiedellişte bakınbunlar orlean cazcıları tek tek
    işte doc smithy crazzy pat işte
    işte dikenli trompetler kavgacı kontrbaslaröyle mi wagner'i seversiniz demek
    (ah doktor spiedell siz avrupalılar)
    demek çelik miğferli profili bismarc'ıngözlerinizi doldurur her dinleyişte
    bırakın doktor spiedell bırakın
    bırakın eski prusya'nın köhne uğultusunu işte king barnett
    georgia blues işte yanlışınız var doktor spiedellyanlışınız
    canım sir cunnungham'ı tanımaz mısınız
    - ...londra'da nasıl konuşmuştuk diyecek londra'da diyecek
    i.g. farben için (yani sizin için doktor spiedell)
    orta doğu diyecek hesapta var mıydısiz de bilirsiniz ki doktor spiedell
    imperial chemical industries demekbeş aşağı beş yukarı sir cunningham demek
    orta doğu zaten bir ingiliz pazarıydı
    sizin için hesapta var mıydı doktor spiedell ama doğru söyleyin
    hesapta var mıydı viskiyse viski doktor spiedellhem de sevdiğiniz
    black and whitegönüller şen olsun doktor spiedellnasılsa içebiliriz
    henüz saat o kadar geç değil kiprosit doktor spiedellprosit
    yarı geceden sonra başlar newyork'ta hayat


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    YAĞMUR KAÇAĞI

    Sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
    dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
    Sonbahar yıldızlarının sessiz
    sedasız çırpınmaları
    Ve büyük yalnızlığım var
    biliyorsun hani o
    rüzgarın gözüne karanlık bir
    yelken gibi açtığım
    içim sıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım
    yalnızlığım


    Atilla İLHAN


    ----------------------------------------------------------------------------------------------
    YAĞMURDA SİS DÜDÜKLERİ

    imdat çığlıkları mıdır bir felaketi mi duyururlar
    anlaşılmaz söylediklerisalkım saçak çökerler karanlığıma
    yalnızlığımı dağıtırlar
    yağmurda sis düdükleri camlarda çehreler hayal meyal
    aramızdan müthiş ayrılmışlardır
    anlaşılmaz niye öldüklerison nefeslerini tasarladıkça
    insan ısrarla ölümünü yaşıyor
    yağmurda sis düdükleri yürekte keder yoğunlaştıkça
    bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
    anlaşılmaz neleri götürdükleri
    sabahlar olur bir türlü uyuyamam içimde sanki şilepler çarpışıyor
    yağmurda sis düdükleri


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    YASAK SEVİŞMEK

    öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
    hem tetik bulun ardında biri olmasın
    hanidir ben bu evde saklanıyorum
    adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
    gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
    öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel
    pancurların gerisinde kararıyorum
    içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
    telefonda sesini tanıyamıyorum
    yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
    böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
    sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
    öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    hem tetik bulun ardında biri olmasın
    artık hiç kimse beni yaşamıyor
    aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
    korkularım oldum bittim kimsesizdiler
    yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
    bir revolver romanımı tamamlıyoroyun
    bitti ışıklarımı söndürdüler
    yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
    öteki kapımdan gel bunu açamazsın
    üzerime kilitleyip mühürlediler
    hem tetik bulun ardında biri olmasın


    Atilla İLHAN

    ---------------------------------------------------------------------------------------------
    ZEYNEP BENİ BEKLE

    zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
    yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
    yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
    bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
    eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
    zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
    söyle kim önleyebilir buluşmamızı
    geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
    benim şiir kitaplarından sızan aydınlı
    kelinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
    pancurların çarpıldığı lodos geceleri
    rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
    her akşam koridordaki ayak sesleri
    yanlış çaldığını zannettiğin telefon
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son
    pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
    sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
    hayat akıp gidiyor olsam da olmasam dasaatı durmamalı ufak sorumlulukların
    resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
    bak mektuplar birikmiş yine masamda
    fakülteler açılacak bak bugün yarın
    zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
    başladığımız filmi birlikte bitireceğiz kim ne derse desin içimde delice bir his


    Atilla İLHAN


  2. #2
    Durum : YeRLi $eKeR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Oct 2008
    Yaş : 23
    Mesajlar : 2,382
    YeRLi $eKeR has a spectacular aura about YeRLi $eKeR has a spectacular aura about YeRLi $eKeR has a spectacular aura about

    Cevap: Atilla İLHAN Köşesi

    ''gözlerin gözlerime değince

    felaketim olurdu ağlardım

    beni sevmiyordun bilirdim

    bir sevdiğin vardı duyardım''


    en sevdiğim Atilla ilhan şiirlerinden sadece bir bölümü. ( üçüncü şahsın şiiri)


+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Driver mı arıyorsun ?
Aradığın her türlü drivera buradan ulaşabilir ve paylaşabilirsin !

Driver mı Arıyorsun ? Windows7 Driver Center Xp Vista Driver Windows7 Driver