ALLENDE ALLENDE
ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden
gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden
güneş vurunca parıldar görünmez ayak izleri ki
beyhude korularda eski bir yaz gezmesinden
solgun bir gülümseme hani ay büyürken görünür
aynalarda bırakılmış nice yüz birikintisinden
artık hiç olmasa da sonbahar penceresinde o
camların buğulanması her akşam nefesinden
kimsesiz bahçelerde besbelli yalnız dolaştığı
rüzgârsız akşamüstleri yaprakların ürpermesinden
duyulur ardında bıraktığı hayallerin gürültüsü
sinsi bir deprem gibi camları titretmesinden
masasına gelip gittiği açıkça anlaşılır
daktilosu çalışmasa da şeridinin eskimesinden
durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının
ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden
ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan
kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden
Atilla İLHAN
------------------------------------------------------------------------------------------
AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
Atilla İLHAN
-----------------------------------------------------------------------------------
AYRILIK SEVDAYA DAHİL
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdanOnu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızılarıBir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuşTedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalarGittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikteYansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı varÖyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahilÇünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağırSu tozları yagıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanıKaranlık çöktü denize
Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı birsevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
Hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessümZehir zemberek AŞKIMIZ
Atilla İLHAN
------------------------------------------------------------------------------------------
AYSEL GİT BAŞIMDAN
Aysel git başımdan
Ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak, seziyorum
Hem kötüyüm,
Karanlığım,
Biraz çirkinim
Aysel git başımdan,
İstemiyorum
Benim yağmurumda gezinemezsin
Üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Hiç bir dakikamı yaşayamazsın
Aysel git başımdan
Ben sana göre değilim
Benim için kirletme aydınlığını
Hem kötüyüm,
Karanlığım,
Biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün
Gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim
Ya ölmek ustalığını kazanırsın
Ya korku biriktirmek yitisini
Acılarım iyice bol gelir sana
Sevincim bir türlü tutmaz sevincini
Aysel git başımdan
Ben sana göre değilim
Ümitsizliğimi olsun anlasana
Hem kötüyüm,
Karanlığım,
Biraz çirkinim
Sevindiğim anda sen üzülürsün
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş
Uzak yalnızlık limanlarına
Aykırı bir yolcuyum, dünya geniş
Büyük bir kulak çınlıyor
İçimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
Sakın başka birşey getirme aklına
Aysel git başımdan
Ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak, seziyorum
Hem kötüyüm,
Karanlığım,
Biraz çirkinim
Aysel git başımdan
SENİ SEVİYORUM
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
BELA ÇİÇEĞİ
alsancak garı'na devrildiler
gece garın saati belâ çiçeği
hiçbir şeyin farkında değildiler
kalleş bir titreme aldı erkeği
elleri yırtılmıştı kelepçeliydiler
çantasını karısı taşıyordu
hiç kimse tanımıyordu kimdiler
gece garın saati belâ çiçeği
üçüncü mevki bir vagona bindiler
anlaşıldı erkeğin gideceği
bir şeyden vazgeçmiş gibiydiler
bir türlü karısına bakamıyordu
ayaküstü birer bafra içtiler
gece garın saati belâ çiçeği
şimdiden bir yalnızlık içindeydiler
karanlık gelmişi geleceği
birdenbire sapsarı kesildi
lervagonlar usul usul kımıldıyordu
sen benim hiçbir şeyimsin
sen benim hiçbir şeyimsin
yazdıklarımdan çok daha az
hiç kimse misin bilmem ki nesin
lüzumundan fazla beyaz
sen benim hiçbir şeyimsin
varlığın yokluğun anlaşılmaz
galiba eski liman üzerindesin
nasıl karanlığıma yıldız olmak
dudaklarınla cama çizdiğin
en fazla sonbahar otellerinde
üniversiteli bir kız uykusu bulmak
yalnızlığı öldüresiye çirkin
sabaha karşı öldüresiye korkak
kulağı çabucak telefon zillerinde
sen benim hiçbir şeyimsin
hiçbir sevişmek yaşamışlığım
henüz boş bir roman sahifesinde
hiç kimse misin bilmem ki nesin
ne çok çığlıkların silemediği
zaten yok bir tren penceresinde
sen benim hiçbir şeyimsin
yabancı bir şarkı gibi yarım
yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
hiç kimse misin bilmem ki nesin
uykumun arasında çağırdığım
çocukluk sesimle ağlayarak
sen benim hiçbir şeyimsin
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
BEN SANA MECBURUM
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburun sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
BENCE MALUMDUR
Dikenin kalbime battigi bir sonbahar gunudur
sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
bulutlar senin gozlerinin ustunde yururler
icini kurtlar kemirir bence malumdur
bugulanmis camlarin arkasinda masmavi yuzun
senin atesler icinde oldugun bence malumdur
ellerin muhakkak cocuk elleridir
hep kimsenin bilmedigi turkuler dusunursun
onlar neden daima okul turkuleridir
suleymanciktan bahseder kara toprakta acik
yesil bir yildiz gibi akip giden suleymanciktan
ve karinca yuvalarindan bahseder
isiksiz komursuz karinca yuvalarindan
gokyuzunde kizil bir hilalin kaydigini gorursun
sen ansizin gokyuzunde gorunursun gozlerinin rengi
bence malumdur
elinde degildir aksam serinliginde usursun
eylul'den itibaren geceler hazindir uzundur
sokaklar yorulur uykuya varip gelirler
sokaklarin ustune bulutlar gelirler
bulutlarin ustune yildizlarin gozleri gelir
bir yildiz bir yildizin ardinca gider
yildizlarin kaybolduklari yer
bence malumdur
karanlikta bir seyler kopar dagilir
uzaktan yabanci sesler duyulur
sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
elin hayallerimi dagitir
bilirsin sen elini bulutlarin icinde gezdirirsin
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
BİRAZ PARİS
- 1. place pigalle
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hayli dargın sesi kalın ve titrek
umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum
üstelik incittim de istemeyerek
akşamdı samanyolu patlamıştı
bütün sacre coeur silme akordeon
mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum
ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
şakakları ter içinde gece saat on
kibrit aranıyor göğüs geçirerek
bütün sevgilerinde yanılmıştı
bir omzuna almış sanki gökyüzünü
dudakları masmavi alsace lorrain
yüzü cermenlerin en eski hüznü
hölderlin bakıyor sisli gözlerinde
nellerini şöyle okşayacak oldum
duydum nabzının gök gürültüsünü adı
yağmur mu akşamüstü mü
uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
gecesi kaydı mı nedense beni arar
dilinde özürler bilerek bilmeyerek
zenciler çaldı mı cazın hali başka
oturduğu yerde içtikçe eksilerek
barın camlarına ******lar çiziliyor
özlem büyük korku epeyce şaka
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hanidir içimden bir başkası geçiyor
gözlerim hanidir ondan uzakta
hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum
ATİLLA İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
BÖYLE BİR SEVMEK
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala ara sıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kim bilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
CEBBAR OĞLU MEHEMMED
kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları
yücesinde pare pare duman tutmuşdüdüldağ'ın yaylasında mekan kurulur
hoş gelmişsin evvel baharnisan ayı içinde donanır dağlar
donanır yeşilinden alındanistasyon deresi kabarmıştırhacıdağ'ın selinden
dağlar sıra sıradır eylim eylimdağlar uzanır bir uçtan bir uca
dağlar bir birinden yüceyamaçlarında kireç yakılırbir ömür boyunca kahrı çekilir
kimse anlamamış sırrını hikmetinibu bereket nereden gelir
başınızdan duman eksilmesin gavurdağlarısiz hikayet eylediniz bana
bahçe kazasının kaman köyündencebbar oğlu mehemmed'in hikayesini
yılların yücesinden şöyle bir seyran edelimbir avuç toprağıma çöreklenmek için
yürümüş selamsız sabahsızdestursuz girmiş memleketimeyedi çeşit frenk askeri
uğursuz bir hava çökmüşüstüne memleketiminuğursuz ve karanlık
çocuklar gülmemiş artıksessiz sessiz ağlamış analaroduna giderken vurulmuş
ve yahut harman yerindeavuçları buğday kokan delikanlılar
ve nice gavurdağı kızlarınınbirer birer ırzına geçilmiş
yalvarmış ihtiyarlar allah'a- rivayet şöyledir kim -dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar efendimdestur demiş de yürümüşsilkinip kalkmış ayağa
gel haberi öteden verelimçıkmış dağlara kendiliğindencebbar oğlu mehemmed
fransız'a silah çekmişhür yaşamak uğrunaırz uğruna namus uğruna
ana için baba ve kardeş için şu mübarek topraklarşu mübarek vatan için
derken efendimbir gün kaman'dan öteuğrun uğrun haber ulaşmış
urfa'nın antep'in köylerinegözü kanlı maraş beylerine cebbar oğlu mehemmed
burcu burcu çam kokan bir yaz akşamıomuz vermiş bir ağaç gölgesine
usul usul türkü söylüyor - hasret kuşun kanadında
deli kuşlar uçun gayrı
yazımız böyle yazılmış
bu diyardan göçün gayrı -kirveleri durdu ve süleyman
on sekiz adım gerisindeşahin gibi tünemişler kayaların üstüne
avuçları sıcak bakışları ok gibideliyor her dokunduğu yeri
biri doğuya bakıyor diğeri batıya iptida durdu görüyor geleni
yel midir toz mudur anlamıyorlakin bıyıkları terlemedençeteci olan garip ökkeş
çok geçmeden getiriyor haberitabur tabur üstümüze varıyor
düşman yola çıktı savranlı'dan hemen mevzie sokuldu mehemmed
yanıbaşında durdu ve gerisinde süleymançeteler yer tutup pusu kurdular
kanlı geçit boyunadüşman yanaşırken kaman köyünebekletmeden yaylım ateşi açıldı
mermi kurşun yağmur gibi saçıldıilk seferinde on beş kişi vurdular
ve bir hayli düşman kırdılaryamaçlarda koptu kızılca kıyamet
cesaretlerine söz yoktu amaneyleyip nitsinler düşman daha çoktu
düştü birer birer bütün yiğitlergürültüler boğazda sustu nihayet
demek diz üstü düşmüş mehemmedkirvesi durdu'nun yanıbaşınakanlar akar yarasından
al al olmuş çevresinden köpük köpük gözlerini doldurur
bir başına mehemmed yedi düşman öldürürmavzerinin namlusu hala sıcaktutulmaz
ölümün derdi büyük yiğenimçare bulunmaz aynı akşam doğurmuş karısı döne
mavi gözlü bir çocuk sarışınbir avuç toprak sarmışlar altına
ve kemal koymuşlar adını
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
CİNAYET SAATİ
haliç'te bir vapuru vurdular dört kişidemirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
dört bıçak çekip vurdular dört kişi
yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu
deli cafer ismail tayfur ve
şaşımaktulün onbeş yıllık arkadaşı
üçü kamarot öteki aşçıbaşı
dört bıçak çekip vurdular dört kişi
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben gördüm kulaklarım gördü
vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
hiç biriniz orada yoktunuz
demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
on üç damla gözyaşını saydım
allahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım
hiç biriniz orada yoktunuz
haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
polis katilleri arıyordu
deli cafer ismail tayfur ve şaşı
üzerime yüklediler bu işi
sarhoştum kasımpaşa'daydım
vapuru onlar vurdu ben vurmadım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
CİNNET ÇARŞISI
4. sirkeci garpalas 32
elektrik çiçekleri açıldı mı sayaç dönüyor
ben de dönüyorum sirkeci garpalas 32
birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
hangisini açsam birkaç satır daha yalnızım
çocukluk serüvenlerim tüccar horn filmindeki
hangi kız yüzüme baksa mutlaka parasızım
yıldız falımda yolculuk görünüyor
benim için bir şey yapın suçlu değilim ki
kimin kapısını çalsam elini tutacak olsamkendiliğinden atıyor bütün sigortalar
şehrin bütün ışıkları bir anda sönüyor
ben de sönüyorum sirkeci garpalas 32
birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
yine bir radyo ıslığı sızıyor kulaklarıma
şimdi baylan'a gitsem hiç kimseyi bulamam
iki kırk beş seansı başladı üstelik yağmur
yoksa seni içim sıra çok mu hızlı yaşadım
uzak olduğumuz halde ne oldu bilmiyorum
aramızda her şey bitti artık gelmesen de olur
bana yazmasan da olur seni hiç sevmiyorum
halbuki gelip gelip rüyalarıma giriyor
o çocuk yüzlü siyah trençkotlu kadınaylardır bir plak arayan sayanora ismindeki
onu yüksekkaldırım'da akşamları görüyorum
siyah bir lale gibi yorgun boynu bükük
yarı yarıya yabancı yarıdan fazla uykusuz
kim olduğumu bilmiyor ne yaptığını bilmiyor
bir vitrin aydınlığında gizlice bakışıyoruz
rahmaninof'un piyano konçertosu saat dokuz
nargile meraklısı kadınlar emirgân'da tek tük
yine her satır başında vlaminck'e dönüyorum
yırtıcı bir kuş gibi yalnız bulutlar içindeki
ne kadar ampul varsa beyoğlu'nda kör kütük
kirli bir sis ıslak elleriyle hepsini örtüyor
yine konyak sarısı yumuşak bir sonbahar
herkes ümitsizliğini sırtlamış evine götürüyor
ben de götürüyorum sirkeci garpalas 32birisi neuilly'den iki uçak mektubum var
nerdesin inge nerdesin nerede değilsin ki
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
ÇAY SAATİ
ceragan sarayi'ndan buyukdere'ye
usumek sonbaharinda eski cinarlarin
uzadigi yerlerde gizlice aksamlarin
baslayip adeta kendini dinlemeye
kafeslerin ardinda bol gozlu bir kadin
ansizin giydirilmis ipek feraceye
bir cay yalnizligi emirgan'dan oteye
degdikce isindigi yaldizli bardagin
nedim'den yansimasi tatyos efendi'ye
tenha bir genc kiz sesiyle hicazkar'in
kuytularda curudugu bagdadi yalilarin
yorgun sarmasiklariyla sarkmis bahceye
soguk kuslar gibi dagilir bogazda
ruzgarin getirdigi donuk bir yagmur pusu
istinye'de gemilerin karanlik uykusu
kirik direkleriyle dalgin ve hasta
birden icimi kaplayan olum korkusu
selam verilince mechul bir namazda
gazali'yse biraz mevlana biraz da
kubbenin altindaki divan ugultusu
'seref' vapurundan en kirli beyazda
yuzlerce harbiyeli surgun yolcusu
havada bir asilmis adam kokusu
istanbul jonturkleri huzzam bir yasta
yankilariyla telasli geceleri bebek'ten
motorlarin tasiyip o kadar bitiremedigi
en yilgin sonbahar benim gozlerimdeki
cok daha dumanli mutareke gunlerinden
alaturka saat kacta ikinci to"mbeki
miralay sadik beyin nargilesinden
dem cekip kumrular gibi sebilleri senlendiren
osmanli sehpalarinin golgesindeki
emirgan'da acilasmak koyu bir semaverden
caylar gibi kararip kac defalarca eski
bir siir uzuntusuyle museddes bicimindeki
coktan unutulmus kilitli defterlerden
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
DUVAR
ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştanbaşa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan-
dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir
yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar
yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
adeta birdenbire aydınlandı zindan
onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
ve omuzlarında delikanlı gölgesi
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
o sırtüstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
bir sana bakardı bir bana bakardı
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlaktarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
ah işte annesi annesi sevgilisi
işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terkedilmiş bir
yatak gibi kirli soğuk
o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendilelimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler
o düştü biz yine ayakta kaldıkhalbuki
ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar
değil
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
- bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmıştır.-
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
ELDE VAR HÜZÜN
söyleşirevvelce biz bu tenhalarda ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgalarınyeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılmasısırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmazbir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için elde var hüzün
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
ELİMDEN GELEN BU
Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı
Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
EMİRGAN'DA ÇAY SAATİ
çerağân sarayı'ndan büyükdere'yeüşümek sonbaharında eski çınarların
uzadığı yerde gizlice akşamların
başlayıp adetâ kendini dinlemeye
kafeslerin ardında bol gözlü bir kadınansızın giydirilmiş ipek ferâceye
bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye
değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
nedîm'den yansıması tatyos efendi'yetenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr'ın
kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların
yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye
soğuk kuşlar gibi dağılır boğazdarüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu
istinye'de gemilerin karanlık uykusu
kırık direkleriyle dalgın ve hasta
birden içimi kaplayan ölüm korkususelâm verilince meçhul bir namazda
gâzâli'yse biraz mevlânâ biraz da
kubbenin altındaki divan uğultusu
'şeref' vapurundan en kirli beyazdayüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
havada bir asılmış adam kokusu
istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta
yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek'ten
motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
alaturka saat kaçta ikinci tömbekimiralay sadık bey'in nargilesinden
dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
osmanlı sehpâların gölgesindeki
emirgân'da acılaşmak koyu bir semâverdençaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
çoktan unutulmuş kilitli defterlerden
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
HER ŞEYİ BİLMEK İSTEMEK
O kitabı da okudum bitirdim
Hani o genç kızın beni unuttuğu
Bir ara fena halde fikrindeydim
Dudağındaki nem gözündeki buğu
Durmadan hayal değiştiriyorduk
Çetrefil bir hayat herkesin koktuğu
Kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
Yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu
Erteleyip durduk suç ortaklığımızı.
Asıl mutluluğun içinde bulunduğu
Bazı ben yanlıştım o yanlıştı bazı
Çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu
Yanıldığımız herşeyi birden istemekti
İsteği gerçekleştirmez isteğin yorgunluğu
İhtiyaç başka bir boyuta geçmekti
Devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu
Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
İSTANBUL AĞRISI
kanatları parça parça bu ağustos geceleriyıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülensen
eğer yine istanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkılarımavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor eğer sen yine istanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki haydarpaşa'dananadolu üstlerine bakıp bakıpağlayan
sen eğer yine istanbul'sanaldanmıyorsam
yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadaryine senin emrindeyimutanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin attila ilhan'ı
zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlğkları yükseliyor üniversite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor
ulan istanbul sen misinsenin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin miminarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götürenulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyorantenlerindenneden
peki istanbul ya benya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbasya benim kahrımya senin ağrın
ağır kabalarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrıno senin eğer sen yine istanbul'sanyanılmıyorsam
koltuğunun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerinesatır satır okumak istediğim
sen
eğer yine istanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın istanbulsen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadaryine emrindeyim
ölsem yalnızkalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiç bir postacı kapımı çalmasayanılmıyorsam
sen eğer yine istanbul'sansenin ıslıklarınsa saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kaç kere yazdım kimbilirkaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan unuttun musana taptık
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
İSTANBUL AĞRISI
kanatlari parca parca bu agustos geceleri
yildizlar kaynarken
sangir sungur ayaklarimin dibine dokulen
sen
eger yine istanbul'san
yine kan kopuklu cehennem sarmasiklari buyutecegim
pancak pancak siirler tukurecegim
demek yine ben
limandaki direkler ormaninda butun bandiralar ayaklaniyor
kapi onlerinde boyunlarini bukmus tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarini aydinlatan telaviv sarkilari
mavi asfaltlara cokmus
diz bagliyor
eger sen yine istanbul'san
kirli dudaklarini bulut bulut dudaklarima uzatan
sirkeci gari'nda tren cigliklariyle bicaklanip
intihar dumanlari icindeki haydarpasa'dan
anadolu ustlerine bakip bakip
aglayan
sen eger yine istanbul'san
aldanmiyorsam
yakalari karanfilli ****ler eger beni aldatmiyorsa
kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani su bildigim atilla ilhan'i
zehirleyebilirim
sonbahar karanliklari tuttu tutacak
tarlabasi pansiyonlarinda bekarlar bugulaniyor
imtihan cigliklari yukseliyor universite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonlari sarhos
direksiyonlarinin koynuna girmis bickin soforler
uykusuz dalgalaniyor
ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kurdan gibi dislerinin arasinda
liman liman goturen
ulan bu mazot tukuren bu dovmeli gemiler senin mi
aksamlar yassildikca neden boyle devlesiyorlar
neden durmaksizin imdat kivilcimlari fiskiriyor
antenlerinden
neden
peki istanbul ya ben
ya misralarini dort renkli duvar afisleri gibi boy boy
gumruk duvarlarina yapistiran yolcu abbas
ya benim kahrim
ya senin agrin
agir kabaralarinla uykularimi ezerek deliksiz yasattigin
caresiz zehirle kusan cilgin bir yilan gibi
burgu burgu icime bosalttigin
o senin agrin
o senin
eger sen yine istanbul'san
yanilmiyorsam
koltugumun altinda eski bir kitap diye goturmek istedigim
sicilyali balikcilara marsilyali dok iscilerine
satir satir okumak istedigim
sen
eger yine istanbul'san
eger senin agrinsa igneli besik gibi her tarafimda hissettigim
ulan yine sen kazandin istanbul
sen kazandin ben yenildim
kulaklarimdan kan fiskirincaya kadar
yine emrindeyim
olsem yalniz kalsam cuzdanim kaybolsa
parasiz kalsam tenhalarda kalsam carpilsam
hic bir gun hicbir postaci kapimi calmasa
yanilmiyorsam
sen eger yine istanbul'san
senin isliklarinsa kulaklarima saplanan bu isliklar
gozbebeklerimde gezegenler gibi donen yalnizligimdan
bir tekmede kapilarini kirip ciktim demektir
ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kac kere yazdim kimbilir
kac kere kirpiklerimiz kasaturalara donmus diken diken
1949 eylul'unde birader mirc ve ben
sokaklarinda mohikanlar gibi ates yaktik
sana taptik ulan
unuttun mu
sana taptik
Atilla İLHAN
-----------------------------------------------------------------------------------
KADINLAR HAVASI
bir sen değilsin ki zeliha da varzeliha'nın çığlık çığlık doğurmuşluğu
bir baş soğan gibi kırılmışlığı
ümmühan da var bir sen değilsin ki
ardemis'in kan kırmızı sarhoşluğu
sonra melâhat'ın kahrolmuşluğu
bir sen değilsin ki başkaları da varnehir uğultularıyla içimi dolduran
başımı döndüren yüzümü güldüren
memleketimin bereketli kadınları
kimileri ısparta'da halı dokuyor
larelleriyle uykularını dokuyorlar
bir hasene yayık dövüyorbir rüzgâr hasene'yi dövüyor
zeynep yakasına çiçek takıyorhafız hanım mevlüt okuyor
kimileri dersen yorgan kaplıyorlar
kimileri eğilmiş üzüm topluyorlar
hiçbir hallerine kusur bulamıyorum
uyurken açılsam üstümü örtüyorlar
elimi yıkasam havlu tutuyorlar
isimlerini bir bir çıkaramıyorum
memleketimin bereketli kadınları
gözyaşına ekmek bandığınız cevriye'dir
beyaz beyaz ağlaması bilmem niyedirbilsem niye kimileri odun indiriyorlar
yüzlerini kıble'ye dönüyorlar
bir türlü yanlarına varamıyorum
hatice nasipsiz keçisini sağıyor
huysuz ağa hatice'yi sağıyor
zühre hatice'den sıtmalı doğuyor
bunda bir iş var soramıyorum
memleketimin bereketli kadınları
Atilla İLHAN
-----------------------------------------------------------------------------------
KİM KALDI
silah atılmıyor
güvercin şakırtısıdır
şafakta yaldızlanan
şadırvanda su
ıhlamurlarda ezan
görkemli bir namaz uğultusu
heyhat
hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldıternalar sustu
sürahiler tenhatek kibrit çakılmıyor
kim kaldı eski selanik'tenla
kim kaldı ittihat ve terakki'den
o jöntürkler ki - `hariçtenevrak-ı muzırra celbederlerdi' -
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tıraşları mavikırmızı bıyıkları biber
kim kaldımüdafaa-i hukuk cemiyeti'ndenavcı ceketikörüklu çizmeastragan kalpak
bazen `ittihatçı'hafif `iştirakiyun'öfkeli kaşları salkım saçak
kumral bıyıkları mahzunhani felaket tütün içerlerceplerinde idam fermanları
bellerinde Söğüt yaprağı bıçakya millet meclisi'nde meb'us
ya kuva-yi seyyarede askerkadehlerde rakınazlı beyaz
vaniköy korusunun `teşrinler'deki s
isigramofonda incesazmeyhane musikisi
o şenliklerden heyhat kim kaldıezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
keman yanlış anlaşılmasından tedirginutlar vahim sorular soruyor
öldü nazım samilof sarı mustafa
yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
eski bolşeviklerden kim kaldı
Atilla İLHAN
-----------------------------------------------------------------------------------
KİM O?
kapının ziliyle sıçradım
gecenin saat üçü
açtım baktım
kimseler yok
zili duyduğum kesin
birisi çalmış olmalı
gelen yoksa ben miyim
kırk yıl daha genç
polisten bırakmışlar
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
KİMİ SEVSEM SENSİN
Kimi sevsem senin/ hayret
Sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
Gözleri maviyken yaprak yeşili
Senin sesinle konuşuyor elbet
Yarım bakışları o kadar tehlkeli
Senin sigaranı senin gibi içi
yor
Kimi sevsem sensin/ hayret
Senden nedense vazgeçlemiyor
Herşeyi terk ettim/ ne aşk ne şehvet
Sarışın başladığım esmer bitiyor
Anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
Dudakları keskin kırmızı jilet
Bir belaya çattık/ nasıl bitrmeli
Gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
Kimi sevsem sensin/ hayret
Kapıların kapalı girilemiyor
Kimi sevsem sensin/ senden ibaret
Hepsini senin adınla çağırıyorum
Arkamdan şımarık gülüşüyorlar
Getirdikleri yağmur/ sende unuttuğum
Hani o sımsıcak iri çekirdekli
Senin gibi vahşi öpüşüyorlar
Kimi sevsem sensin/ hayret
in misin cin misin anlamıyorum
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
KİRLİ YÜZLÜ MELEKLER
sayende sayeban olduk istanbul şehri
sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizisaplanıp hançer misâli bir hilâl
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldırım da
bir cezayir şarkısını dile getirdi plâklar
cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
sinemalar neredeyse boşalacaklar vay anam vaysen ne dersin istanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı
sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
kurtulamadık gitti bu denlü kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta ellerikırılmış kavala dönmüşüz
sen söyle serseriler kralı istanbulsen söyle iki gözüm
hangi merhem çâredir şu bizim yaramıza
yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
meydanlar serseri biz serseri
sağımız sefalet solumuz ölümişte geldik gidiyoruzkahrolasın
kahrolasın istanbul şehri
Atilla İLHAN
------------------------------------------------------------------------------------------
---MARİA MİSSAKİAN
yüksekkaldırım'da bir akşam
maria missakian'ı düşündüm
eğer kendimi bıraksam
yağmur olabilirdim yağardım kasım'da
bir çınar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi sıkı tutmasam döküp saçıp boşaltsam
içimde yükselen şiiri
kaldırımlara döküp harcasam
gözleri balıkçıl gözleri
dudaklarında tutup rüzgarı
maria missakian adında biri
gelse göğsüne kapansam gece gölgesine sokulsam
gökyüzünde bulutlar büyüseler
yağmuru dinlesem anlatsam
şimşekler kırılıp dökülseler
bizi sokoklarda bıraksalar
leylekler üşüyüp gitseler
dönüp arkalarına bakmadan
yine akşam oldu attilâ ilhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki paris'te maria missakian
avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi
çocuğunu boğarmış gibi boğup
paris'isana kaçmayı tasarlar her akşam
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
MUHAYYER
önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
MUSTAFA KEMAL
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlarkemal'im
der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im nasıl
böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadıksen elbette
bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı
kestilerçün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
NASIL BİR SEVDAYSA..
Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
Sen yalnızlığıma varır varmaz
Az sonra yağmuru durduracaklar
Rüzgarı değiştirdim
Ustura ağzı poyraz
Yok canım yıldızları unutmadık
Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
Senin için olduğu asla bilinmeyecek
Yapraklarını birden dökecek dutlar
Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
Ayak bastığın an şehir de değişebilir
Yoksa Moskova'mı
Belki Berlin belki Dakar
Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu
İzmirKörfez'de şerefine donatılmış vapurlar
Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
Dudaklarımızda birbirimizden mısralar
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
O SÖZLER Kİ
o sözler ki acıdır mapusane avlularında
demirli kırbaçlar gibi şaklaro sözler ki sırasında
çiçek açmış bir nar ağacıdır dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
sırasında gizemli bıçaklar o sözler ki
imgelem sonsuzluğunun ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürlero sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan uğrunda asılırız
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
PİA
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
RAST'ZENCİ' PEŞREVİ Yazdır
-4.
Sunturlu Bir Karanlık dudakları ateş aldı narçiçeği
sonra tırnakları dikenli alevyer gök yangın sıcağı sarışın
gümüş bir çil lira parlaklığışehveti kristal gibi tınlıyor
sunturlu bir karanlık edinmelitaşkömürü siyahlığında bir gece
niye zenci bir herif olmasın
bıyıkları masmavi mıknatıslanmış
duman fışkırıyor erkekliğinden
o kadar acıkmıştır ki aydınlığı
doyurmaya bir gece yetmeyecek
birkaç zenciyi kolayca içerebilir
gözeneklerinden sızmalı karanlık
bütün deliklerinden içine dolmalı
'Ayıp resimler' bölümünden...
-5.
epeyce yaşlı hantalca biraz
kapılardan sığmaz erkek güzeli kadınomuzları geniştir bilekleri kalın
gülmesi ısırmayı andırıyor ensesi tıraşlı
kül rengi saçlarını 'erkek' kestirmiştir sık sık
arkaya tarıyor balkonda rakı sofrası her akşam
eski hovardalar gibi 'ahkâmla içer'felekten kâm alıyor'
radyoda hüzzam faslı çamlıca'da mehtap
tamamarasıra çok fena dalıyor
cıgara paketinin arkasına hesap aybaşında emlak vergisi
hisar'daki arsaya ne verirler
bekir'e yaş günü hediyesi
bakkala hesap
beşer biner kıvırcıkgece mavisi kirpikler
bunlar göz müdür göl yansıması mı kadın güzeli erkek
gizli aynalarda kaşlarını alıyor
her defasında incelterekbulutlarda kaçıcı bir ışık mıdır
şüpheli bir erkekliğe karışması mı tehlikeli bir kadınlığın
zehirli bir sarmaşık mıdır yaprakları nemli
salyası yapışkan bir türlü tutamadığın
erkek güzeli kadın kadın güzeli erkekdibinde fosforlu bir karanlığın
sabahlara kadar boğuluyorlar nefes nefese sevişerek
Atilla İLHAN
-----------------------------------------------------------------------------------------------
RÜZGAR GÜLÜ
önümden çekilirsen istanbul görünecek
nerede olduğumu bileceğim
sisler utanacak eğilecek
ağzının ucundan öpeceğim
saçına kalbimi takacağım
avcunda bir şiir büyüyecek
nerede olduğumu bileceğim
bu çıplak geceler yok mu
bu plak böyle ağlamıyor mucamları
kırmak içten değil
delirecek miyim neyim
kirpiklerimden mısra dökülüyor
kenya'da simsiyah yalnızım
yoksul bir şilepte gemiciyim
malezya'da yük bekliyorum
önümden çekilirsen istanbul
görüneceknerede olduğumu bileceğim
gözlerini söndürme muhtacım
ben senin aydınlığına muhtacım
yepyeni bir ilkbahar harcayıp
bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
rüzgar gülünü arayacağım
oran'da pernanbouc'ta tombuktu'da
vinçler yine aksamlari indirecekler
yine karanlığa bulaşacağım
gözlerin rüzgarda savrulacak
ikimiz iki sap buğday olsak
sen benim olsan ben senin olsam
bir gece vakti aklına gelsem
uykunu tutsam bırakmasam
seni kucaklasam kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
dünyanın kalbini dinlesek
büyük ateşler yaksalar
iki güvercin uçursalar
nerede olduğumuzu bilsek
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
SANA NE YAPTILAR
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
seni görür görmez özgürlüğümden utandım
söyle ne içersin çay mı kahve mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım saçların gönlümüz şenlenirde sarışınlığından
onlar mı kestiler sen mi kısalttın
gülerdin içimize aylar doğardı
görünmez dağların arkasından
eski gülümsemeni beyhude arardım
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım bir çay içer misin yoksa kahve miuzundu omuzlarına akardı
kibritim yok demek cıgaraya başladın
ellerin de titriyor bir şeyin mi var
böyle bir kız değildin sen eskiden
sana ne yaptılar sana ne yaptılar
kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
o sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
SİSLER BULVARI
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklarsen rüyasını göreceksinçığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir
satırlodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyor
laraklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyorsisler bulvarı ayaklanıyorartık kalbimi susturamıyorum
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
SULTAN-I YEGAH
şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda
bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda
eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasakbelki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
ŞEYN BEDREDDİN-İ SİMAVİ'YE GAZEL
varsa devran içinde devran bu devranın devranıyız biz
o canlar ki cananından taşra düşmüştür cananıyız biz gönül mahzun
ay karanlık yıldızlar gözden nihan olsa da
arşı ferşi ışıktan titretecek bir aydınlık imkanıyız biz
ince bir yağmura gerçi asılmıştır -serez'in esnaf çarşısı'nda-
uzadıkça uzar gölgesi darağacından o asırdan bu asıra
şeyh bedreddin-i simavi'nin elhak/devamıyız biz
geçer mermi ıslıklarıyla / tek tek vurduğunu dağıtan
sunturlu mısralar rediflerin gümbürtüsü akla ziyan
tantanalı bir kavganın demek gazelhanıyız biz tohum ağaç ve orman
ölümün içerdiği hayat buhara inkılap eden su
-iriş dede sultanım iriş- gün bu gün saat bu saat
diyalektiğin fermanıyız biz
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
salı gecesi /
kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı
hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı
kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı
kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı
insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı
daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında
didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı'nda
küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında
kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlarsın da
bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı
gönlünde büyüttüğün o müthiş ünlem içindir ki
seni kapattıkları öyle rezil o kadar çirkindir ki
çıplak bir lamba mısın dört duvar içindeki
ne lambası/söndürülen bütün ilk gençliğindir ki
gözlerin zehirlense de suç sayarsın ağlamayı
görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar
uçaksavar ışıldakları gökyüzünde bir yanlış arar
tophane rıhtımı'nda acı acı gemiler kalkar
hücreleri akşam olur haydut öfkeleri kaplar
ezerim sanırsın vurursan tek bir yumrukta dünyayı duruşma arası
( o varsa kırılır buzlu camları kışınanlamı yoğunlaşır anlamsız bir yaşayışın
gerçi farkındayız adı belirsiz bir yanlışın
acaba ben çok mu esmerim o çok mu sarışın
yansımaz oldu aydınlığı yüzüme haftalardır
yazdıklarında bile gizli bir uzaklık vardır
eylem bir dağıldı mı bütün boğazlar daralır
ben başka bir erkek olurum o başka bir kadın)
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
ÜÇÜNCÜ SAHSIN ŞİİRİ
Gözlerin gözlerime değince
Felaketin olur ağlardım
Beni sevmiyordu bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem,
Öldüreceğimden korkardım,
Felaketin olur ağlardım.
Ne vakit Maçka’dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin bakardın
Üşürdüm içim ürperirdi
Felaketim olurdu ağlardım.
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım.
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
WALDORF ASTORİA
kadınsa kadın doktor spiedelldudakları kalın buğulu
üstüne yoktur linda'nın doktor spiedellbenim linda'nın (bir içim su)
karanlıkta cıgara içiyor doktor spiedell şehvetli tembel
uykulu ah doktor spiedell siz yok musunuz
neden durumu anlamıyorsunuzorta doğu'dan vazgeçin diyorum size
zaten alışverişi nedir orta doğu'nungüney doğu asya'yı alsanız elinize
ah doktor spiedell ne işler çevrilirhaksızlık neresinde bunun
müzikse müzik doktor spiedellişte bakınbunlar orlean cazcıları tek tek
işte doc smithy crazzy pat işte
işte dikenli trompetler kavgacı kontrbaslaröyle mi wagner'i seversiniz demek
(ah doktor spiedell siz avrupalılar)
demek çelik miğferli profili bismarc'ıngözlerinizi doldurur her dinleyişte
bırakın doktor spiedell bırakın
bırakın eski prusya'nın köhne uğultusunu işte king barnett
georgia blues işte yanlışınız var doktor spiedellyanlışınız
canım sir cunnungham'ı tanımaz mısınız
- ...londra'da nasıl konuşmuştuk diyecek londra'da diyecek
i.g. farben için (yani sizin için doktor spiedell)
orta doğu diyecek hesapta var mıydısiz de bilirsiniz ki doktor spiedell
imperial chemical industries demekbeş aşağı beş yukarı sir cunningham demek
orta doğu zaten bir ingiliz pazarıydı
sizin için hesapta var mıydı doktor spiedell ama doğru söyleyin
hesapta var mıydı viskiyse viski doktor spiedellhem de sevdiğiniz
black and whitegönüller şen olsun doktor spiedellnasılsa içebiliriz
henüz saat o kadar geç değil kiprosit doktor spiedellprosit
yarı geceden sonra başlar newyork'ta hayat
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
YAĞMUR KAÇAĞI
Sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
Sonbahar yıldızlarının sessiz
sedasız çırpınmaları
Ve büyük yalnızlığım var
biliyorsun hani o
rüzgarın gözüne karanlık bir
yelken gibi açtığım
içim sıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım
yalnızlığım
Atilla İLHAN
----------------------------------------------------------------------------------------------
YAĞMURDA SİS DÜDÜKLERİ
imdat çığlıkları mıdır bir felaketi mi duyururlar
anlaşılmaz söylediklerisalkım saçak çökerler karanlığıma
yalnızlığımı dağıtırlar
yağmurda sis düdükleri camlarda çehreler hayal meyal
aramızdan müthiş ayrılmışlardır
anlaşılmaz niye öldüklerison nefeslerini tasarladıkça
insan ısrarla ölümünü yaşıyor
yağmurda sis düdükleri yürekte keder yoğunlaştıkça
bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
anlaşılmaz neleri götürdükleri
sabahlar olur bir türlü uyuyamam içimde sanki şilepler çarpışıyor
yağmurda sis düdükleri
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
YASAK SEVİŞMEK
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel
pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın
artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyoroyun
bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın
Atilla İLHAN
---------------------------------------------------------------------------------------------
ZEYNEP BENİ BEKLE
zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
söyle kim önleyebilir buluşmamızı
geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
benim şiir kitaplarından sızan aydınlı
kelinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
pancurların çarpıldığı lodos geceleri
rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
her akşam koridordaki ayak sesleri
yanlış çaldığını zannettiğin telefon
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son
pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
hayat akıp gidiyor olsam da olmasam dasaatı durmamalı ufak sorumlulukların
resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
bak mektuplar birikmiş yine masamda
fakülteler açılacak bak bugün yarın
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
başladığımız filmi birlikte bitireceğiz kim ne derse desin içimde delice bir his
Atilla İLHAN


aYKo
Alıntı ile Cevapla
YeRLi $eKeR

